Make your own free website on Tripod.com

MISIR PİRAMİTLERİ

 

Piramitler kat kat kurulurlardı.Devasa Taş bloklar, geniş kat be kat yükseldikçe,rampa yükseltilir,genişletilir ve uzatılırdı.Bir piramidin inşaatı binlerce işçiyle yirmi seneden uzun sürerdi.

Düz Yüzeyli Piramitler

Daha sonraki piramitlerin düz yüzeyleri çıkıntısız, düzdü. Bu, belki de, kralın Güneş tanrısı Ra'ya Tırmanabileceği güneş ışınlarını temsil etmesi için bu şekilde yapılmıştı. Bu piramit Abusir'deki Kral Sabure'nin piramidi asıl alınarak yapılmıştı.Vadi ile cenaze tapınakları bir kapalı ara yolla birbirine bağlanırdı.

Basamaklı Piramitler

İlk yapılan piramit kralın mimarı İmhotep tarafından kral Zoser için yapılan Zoser piramididir. Bu piramit 547.278 m'lik çok geniş bir duvarla çevriliydi. Duvarın içindeki alanda düz yüzeyleri ince işlemelerle süslü yapılar vardı.İçleri moloz doluydu. Üstteki resim..

Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadır. Ziyaretçileri pek Keops piramidine sokmadıkları bunun nedeninde piramidin koridorlarının çok dar ve dik olması olduğunu da duydum.

Gize Piramitleri 

Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen Gize piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir.Gize'de sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Gize piramitlerini öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşamamıştır. Piramitler yalnızca Mısıra özgü de değildir.Güney Amerika kökenli Maya ve Azteklerde piramitler yapmışlardır. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da zannedilmektedir.

 

MISIR PİRAMİTLERİ

ve

YAPANLARIN HİKAYESİ

45 yüzyıl önce insanlık tarihinin olağanüstü başarılarından biri Mısır Çölünde ortaya çıktı. 6.000.000 blok kireçtaşı kullanılarak firavunlar için yapılan 3 kraliyet mezarı 70 yılda tamamlandı.

İşçiler modern teknoloji olmadan, yaklaşık 2 dakikada bir, her biri 2,5 ton ağırlığında taş blokları kaldırıp yerlerine yerleştirdiler.

Bu işin imkansız gibi görünmesi bazılarının, Mısır'lıların  günümüzde sahip olamadığımız bir tür gizemli bilgiye sahip olduğuna ve uzaylılardan yardım aldıklarına bile inanmalarına neden olmuştur.

Ancak artık Gize Platosu'da kumlar piramitleri kimin ve nasıl yaptıkları konusundaki eski bulmacaya ait yeni ve şaşırtıcı ip uçları ortaya çıkarıyor.

2 yüzyıl boyunca yapılan kazılar sırasında piramitler, mezarlar, tapınaklar, heykeller, güzel yazılar ve rölyefler ortaya çıktı. Peki ama bütün bunları yapan insanlar nerdeydi diyen Mark Leahner Şikago Üniversitesi'nin Doğu Bilimleri Enstitüsü'nde Eski Mısır Arkeoloji Profesörüdür. Çalışmaları sayesinde araştırmaların odak noktası tarihi eserlerden insanlara kaydı.
İlk defa ileri gelenlerin ve hizmet ettikleri kralın nasıl gömüldüğünü anlamaya çalışmaktansa burada yaşayan insanların hayatını anlamak amacıyla kazı yaptı. Leahner ve başka uzmanların son zamanlarda yaptığı keşifler piramitlerin inşaa edilişi konusundaki anlayışı tersine çevirdi. Yüzyıllar boyu piramitleri yapanların köleler oldukları düşünülüyordu. 
Ancak 1990 yılında yapılan bir keşif bu fikri bozdu. Ata binen bir turist eski mısırlılar hakkındaki araştırmalarda yeni bir dönem başlattı. Atın ayağı Firavunların döneminde kapatılmış bir mezarın kubbeli çatısından içeri girdi. İçeride sonsuzluğa açılan bir pencere vardı.
Kubbe canlı renklerle boyanmış alçıyla kaplıydı. Söz konusu kaplama çöl şartlarına maruz kalır kalmaz bozulmaya başladı. Ama kısa bir süre için bir kralın mezarı gibi parıldamıştır. Fakat burada gömülü olan kişi kral değildi, işçiydi. Gize Platosu'nun müdürü olan Dr. Zahi Havas'a göre; mezarın tasarımı ve yapım biçimi, söz konusu kişinin esir olmadığını ve hatta mezarın büyüklüğüne, kubbeli tavanın benzersiz şekline ve mezarın içeriden alçıyla kaplı oluşuna bakarak bu kişinin, bütün işçilerin idaresinden sorumlu olan adamın mezarıydı.
 

Bu adam buradaki herkesin iyi yaşamasını sağlamaya çalışıyordu. Dr. Havas ve ekibi kubbeli mezarın keşfini takip eden aylarda aynı bölgede 250'den fazla mezarı gün ışığına çıkardı. İşçiler için yapılan bir mezarlığı bulmuşlardı. Ustabaşının kubbeli mezarının çevresinde seçkin işçilerinin mezarları vardı. Büyük olasılıkla tıpkı firavunların ve soyluların mezarları gibi işçilerinde mezarları statülerine göre düzenlenmişti.

 

Dr Havas bazı mezarlarda hiyerogliflerle işçinin titrinin de yazıldığını keşfetti. Bu da Gize'yi inşaa edenlerin saygı duyulan zanaatkarlar olduğunun kanıtıydı. Dr. Havas bulduğu üç kapının da üzerinde renkli çizimler vardı. Bu çizimlerin yukarıda resimde görüldüğü gibi açıklaması mezar inşaatı müdürü demekti. Bir diğerinde ise mezar inşaatı denetçisi yazılıydı. Arkeologlar kazı sırasında işçilerin statüsünü belirten bir başka keşifte daha bulundular. Tıpkı krallar gibi inşaat işçileri de sonsuza giderken yanlarına sanat eseri alıyordu. Detaylı oymalar, hiyeroglifler ve heykelcikler bu işçilerin görünüşleri hakkında ip uçları veriyordu.

 

Dr. Havas ve ekibi daha sonra buldukları şey için hiç hazır değildiler. Sonunda piramitlerin gölgesinde modern işçiler tarihi atalarıyla yüz yüze geldi. Bu kalıntılar üzerinde yapılan tıbbi incelemeler, acı ve fedakarlıkla dolu, kelimenin tam anlamıyla insanın belini büken yoğunlukta çalışmanın söz konusu olduğu bir hikayeyi ortaya çıkardı. Bulunan kemikler üzerinde yapılan incelemelerde, mezarlarda bulunan erkeklerin çoğunun sırtına ve sırt kemiklerine ağırlık bindiği ortaya çıktı. Yani bu insanlar her gün taş taşıyordu. Piramitlerde veya mezarlarda çalışıyordu. Arkeoloji aslında altın veya Kral Tut'u bulmak değildir, Bulunan altın veya Kral Tut, bu insanların yaşam biçimleri veya diğer konular hakkında hiçbir fikir vermez.

 

 

Piramitler inşaa edilirken on binlerce işçi vardı. Mark Leahner bu kadar büyük bir iş gücünü desteklemek için bir şehre ihtiyaç olduğunu biliyordu. Peki yıllarca önce terkedilmiş bu şehre ait kanıtlar nerdeydi. Söz konusu şehre ait ilk ip uçları kazı yapanlar bir fırın bulunca ortaya çıkmış odu. Sanki çölde nereye bir çukur kazılsa ekmek pişirmeyle ilgili önemli kanıtlar bulunuyordu. Burada söz konusu olan binlerce somun ekmek. Bu kadar çok ekmeğin olduğu yerde bira çok uzakta olamaz. Ekmek ve biranın olduğu yerde de insanlar olmalı. Demek ki burada çok sayıda tüketici vardı. Leahner ve ekibi hamur yapmak için devasal tekneler ve yüzlerce ekmek kalıbı buldu. Arkeologlar daha çok şeyi gün ışığına çıkardıkça fırın daha da tanıdık hale gelmekteydi. Daha önce bu fırının planları görülmüştü.

Eski Mısır Uzmanları yıllar boyunca Sakkar'a yakınlarındaki Te Mezarına bakarak firavunlar döneminde günlük hayatla ilgili detayları incelediler. Detaylı duvar resminde çok farklı faaliyetler anlatılıyordu. Bu çizimlerde Mısırlıların bira yapma ve binlerce kişiyi doyurabilecek ekmek hazırlama yöntemleri gösteriliyordu. Bu çizimler Leahner'ın fırınına aynen uyuyordu.

Arkeologlar bu eski inşaat alanının planını parça parça bir araya getiriyor. Çöl kıskanç bir şekilde kanıtların çoğunu saklıyor. Ancak bazı ip uçları gün ışığına çıkmıştı bile. Yapılması gereken şey bu ip uçlarının tam olarak ne anlama geldiklerini bulmaktı.

 

Dr. Leahner çalışmaları  esnasında sürekli kullandığı bir geçit vardı. Ancak yapılan kazılarda yapının çoğunun kuma gömülü olduğu ortaya çıkınca, bu geçidin öneminin farkına varıldı. Sadece 12 feetlik bir çıkıntı gibi görünen bu yapının çöl yüzeyinden 30 feetlek bir yüksekliğe uzanan dev bir duvar olduğu ortaya çıktı. İşçiler her gün işe gidebilsin diye 8 metrelik bir kapı yapılmaz. Bu bir sınırdı, çok güçlü bir şeye giriş. Güçlü olan bu şey piramitler, mezarlar, ve seçkinlerin mezarları olan tapınaklardı. Buranın piramitlerin inşaa edildiği dönemde Mısır'ın şehir merkezi olduğu görüşü ağır basmıştır.

Bu büyük geçidin öbür tarafında liman yani bütün platonun en önemli faaliyet merkezi vardı. Limanda mutlaka taşları boşaltıyorlardı. Başka bölgelerden çalışmak amacıyla gelen insanlar buraya geliyordu. Ancak aynı zamanda piramit kompleksini beslemek amacıyla kurulan kasabalardan, yeni çiftliklerden ve şehirlerden gelen mal ve ürünleri de boşaltıyorlardı. İlk defa on binlerce insanı bir araya getiriyorlardı. Bu kadar çok sayıda insan kralları için mezarlar yani insan oğlunun o zamana kadar yaptığı her şeyi cüce gibi bırakacak gökdelenler yapmak üzere çölün bu ucuna gelmişlerdi. Yaratıcı inşaat teknikleri hala çözülemeyen bir sır. İşçiler bu koskoca taşları 40 kat yüksekliğe nasıl kaldırdı. Bir çok uzman bitmemiş piramit'in çevresini dönerek dolaşan dev rampalar sayesinde taşları yukarı taşıdıklarına inanıyor. Yüzlerce hatta binlerce kişi 10 veya 20 kişiden oluşan ekipler halinde uzun rampanın üzerindeki büyük ahşap kızaklarla 2,5 tonluk blokları yukarı çekiyordu. 2,5 dakikada bir taş yerleştiriliyorsa herhalde bu işi çok ritmik bir şekilde yapıyorlardı.

Bu eski inşaat sahasının resmi giderek ortaya çıksa bile hala önemli bir sır var. 15 milyondan fazla kireç taşı nereden geldi. Yüzyıllar boyu bu taşların uzaklardaki bir taş ocağından geldiği düşünülüyordu. Günümüzde Mısır'daki taş ocaklarında taşların üzerinde uzun kanallar açılarak kesildiğini gözleyen Dr. Leahner araştırması sonucu en büyük piramitlerin olduğu Gize'de piramitlerin sadece 300 metre uzağında bu taş kesme kanallarını buldu. Bulunan taş ocağının üzeri garip atıklarla dolu olduğundan Dr Leahner'e kadar kimse tespit edemedi. Bu garip atıklar sadece inşaat ve rampalardan geriye kalan molozlardı.

Üç firavunun mezarlarının nasıl inşaa edildiği çözüldükçe hem bilim adamları hem de sıradan insanlar bu tarihi projenin boyutları karşısında hala hayret içindeler. Dr. Leahner'in keşifleri, gerçekten uzak olan teorileri tarihe gömebilir.

Dr. Leahner'in değerlendirmesi ise:

"Kolay çözüme inanmaktansa, yani uzaylıların bu piramidi yaptıklarına inanmaktansa bu üç firavunun  yönettiği kültürün inşaa ettiğini düşünmek çok daha gizemli ve akıl kurcalayıcı. İlk seçenek çok kolay bir çözüm. 'Nasıl yapıldıklarını bilmiyoruz, demek ki bir başkası yapmış' Bu yapıların bir başkasının hala kayıp olan bir uygarlığın yapmış olmasını düşünmek biraz sömürgeci bir yaklaşım. Bence daha da önemlisi bu yaklaşımın bu yapıların burada yaşayan, buradaki mezarlara gömülen, bulunan fırında ekmek pişiren insanlar tarafından, bu kadar acı çekerek, bu kadar fedakarlık yapılarak inşa edilmesi konusundaki insanlık sırrını göz önünde bulundurmuyor." şeklindedir.

Ana Sayfa